12 Eylül gecesi kamuoyuna “Ailem Güvende” adıyla yansıtılan operasyon kapsamında tutuklanan Kaos GL Derneği yöneticileri, hak savunucuları ve gazetecilerin durumuna ilişkin Kaos GL avukatları, İnsan Hakları Derneği (İHD) Ankara Şubesi’nde bir basın toplantısı düzenleyerek, “Asılsız suçlamaların derhâl düşürülmesini, savcılık tarafından kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verilmesini, bunun olmadığı durumda ise en azından derhâl iddianame hazırlanarak müvekkillerimizin kendilerini savunma haklarının tanınmasını talep ediyoruz” dedi.
“Gazetecilik faaliyetleri suçlama konusu yapıldı”
Kaos GL’de yer alan habere göre, Kaos GL avukatları adına basın açıklamasını Av. Kerem Dikmen okudu. Sçıklamada, 13 Eylül’ün ilk saatlerinde Kaos GL Derneği ofisinin basılarak bilgisayarlara el konulduğu, aramanın delil toplamaya dönük ve ölçülü olmadığı ifade edildi. Soruşturma kapsamında Kaos GL’nin yönetim ve denetim kurullarında yer alan hak savunucuları Janset Kalan, Nedime Erdoğan, Umut Derin, Selin Berghan, Burçin, Metin ile gazeteci Tuğba Tekerek’in bir ayı aşkın süredir Sincan Cezaevi’nde tutuklu bulunduğu hatırlatıldı.
Tutuklamalara gerekçe olarak Kaos GL’nin sosyal medya paylaşımlarının gösterildiğini belirten Av. Kerem Dikmen, söz konusu paylaşımların tamamının ifade ve basın özgürlüğü kapsamındaki haber ve yazı içerikleri olduğunu vurguladı. Açıklamada, isnat edilen içeriklerin bulunduğu dijital mecralara Türkiye’den 1,5 yılı aşkın süredir BTK ve yargı kararlarıyla erişilemediği, soruşturma raporunda da bu durumun yer aldığı ve kolluğun VPN kullanarak erişim sağladığının anlaşıldığı kaydedildi.
“Yatarı olmayan suç iddiasıyla peşin cezalandırma”
Basın açıklamasında hukuki sürece ve yasal mevzuata ilişkin şu tespitler öne çıktı:
Tutuklama Yasağı ve Şahsilik İlkesi: İsnat edilen TCK 226 kapsamındaki müstehcenlik suçunun üst sınırının 2 yıl hapis cezası olduğu, bu sınır açısından kanunen tutuklama yasağı bulunduğu ve nitelikli hâllerde dahi kapalı cezaevinde infazın söz konusu olamayacağı belirtildi. Ayrıca Dernekler Kanunu’nun 32. maddesi ve ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi uyarınca, yalnızca dernek yönetiminde bulunmanın suçun faili olmak anlamına gelemeyeceği vurgulandı.
Ağır Hak İhlalleri: Müvekkillerin avukatlarına haber verilmeksizin zorla kan ve idrar testine götürüldüğü, bunun vücut bütünlüğüne müdahale, kötü muamele ve işkence teşkil ettiği; telefon ve kişisel fotoğraflarının incelenmesiyle özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiği aktarıldı.
Cezaevinde tecrit, çıplak muayene
Sincan Cezaevi Kampüsü’nde tutulan müvekkillerin maruz kaldığı ağır koşulların da paylaşıldığı açıklamada, müvekkillerin bir arada kalma taleplerinin reddedilerek günlerce tecrit ve izolasyonda tutulduğu vurgulandı.
Açıklamada ayrıca trans mahpusların hormon terapisine ve temel sağlık hizmetlerine erişimlerinin geciktirildiği ve engellendiği, 3 müvekkilin can güvenlikleri sağlanamadığı için kampüs içinde başka bir cezaevine sevk edildiği; ilk cezaevinde bir müvekkilin hekim gözetiminde çıplak muayene işkencesine, 3 müvekkilin ise infaz koruma memurlarının tehdit ve hakaretlerine maruz kaldığı ifade edildi.
“Hukuk sadece bir şiddet aygıtına dönüştü”
Yargının bağımsızlığı ve öngörülebilirliğinin tamamen ortadan kalktığını ve hukukun bir baskı aracına dönüştürüldüğünü belirten Kaos GL avukatları, açıklamanın sonunda şu talepleri dile getirdi:
“Hukukun sınır tanımadığı yerde hiç kimsenin özgürlüğü güvence altında değildir. Bu asılsız suçlamaların derhâl düşürülmesini, savcılık tarafından kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verilmesini; bunun olmadığı durumda ise en azından derhâl iddianame hazırlanarak müvekkillerimizin kendilerini savunma haklarının tanınmasını ve serbest bırakılmalarını talep ediyoruz.”
Kaos GL’ye ve LGBTİ+ hak savunucularına yönelik bu operasyon hukuki değil, siyasidir. Bir insan hakları örgütünün meşru faaliyetlerinin suçlama konusu yapılması, yöneticilerinin somut deliller olmaksızın tutuklanması ve en temel hukuki güvencelerin dahi işletilmemesi, yargının nasıl bir baskı aracına dönüştürüldüğünü gözler önüne sermektedir.
Eksikleri, çelişkileri ve ağır sorunlarına rağmen, en azından asgari öngörülebilir bir hukuk düzeni vardı. Bugün gelinen noktada, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığına karşı duyulan kuşkunun uluslararası insan hakları kurumlarıyla tescil edildiği, Anayasa Mahkemesi kararlarının dahi tanınmadığı bir ortamda, artık hukuk sadece bir şiddet aygıtına dönüşmüştür. Karşımızda asgari güvencelerin de yok edildiği, hukuki öngörülebilirliğin tamamen ortadan kalktığı, keyfiliğin kural hâline geldiği bir düzen bulunmaktadır. Hukukun sınır tanımadığı yerde hiç kimsenin özgürlüğü güvence altında değildir.”
( ALINTI kaosgl2.org/haber/kaos-gl-avukatlari-asilsiz-iddialar-ve-siy… )